Yeni ‘eski dünya’

Yeni ‘eski dünya’

 

Merve Şebnem Oruç

 

Eski CIA çalışanı Edward Snowden tarafından sızdırılan ve gazeteci Glenn Greenwald tarafından ifşa edilen belgelerle gündemde uzun süredir yer tutan ABD Ulusal Güvenlik Teşkilatı’nın (NSA) küresel casusluk skandalıyla ilgili her geçen gün yeni bir belge ortaya çıkıyor. Son sızıntılardan biri, NSA’in yer tespiti yapmak adına her gün ortalama 5 milyar; yılda 2 trilyon cep telefonu görüşmesini takip ettiğini ortaya çıkardı. Buna göre, NSA cep telefonlarının dolaşımda bulundukları yerlere ait kayıtları FASCIA adlı bir veri bankasında depoluyor; milyarlarca insanın cep telefonlarının bulunduğu yerler arasındaki ilişkileri modellemek amacıyla, CO-Traveler adlı bir programını kullanıyor. İstihbaratçılar bu şekilde bir şüpheliyi, cep telefonunun bulunduğu yerle ilişkilendirilerek buluyor.

 

Bir başka yeni sızıntıya göre, NSA, video oyunlarına bile sızmış. NSA casusları 2007’den beri dünyanın en yaygın online oyunlarından biri olan World of Warcraft’ta (WOW), troll ve orc karakterlerine bürünerek casusluk yapıyor. Belgelere göre, NSA ve İngiliz İstihbarat Ajansı GCHQ, WOW’u zengin bir iletişim ağı olarak görüyor. Suçluların gizlenmelerine, teröristlerin oyunlarda plan yapmalarına, gizlice haberleşmesine ve para transferine olanak verdiğine inanıyor. NSA ve GCHQ, ayrıca, Xbox Live oyun platformunda ve Microsoft ve Linden Lab’ın oyun platformu Second Life’ta da casusluk yapmış.

 

NSA ifşaatları, ABD’de Mayıs ayında patlak veren ‘telekulak skandalı’nın ardından başladı. ABD’de Adalet Bakanlığı’nın Nisan-Mayıs 2012’de Associated Press’e (AP) ait telefonları ve Fox muhabiri James Roısen’ı dinlettiğine dair iki ayrı haberle gündeme gelen telekulak skandalı büyük etki yapmış ve Barack Obama’yı oldukça zorlamıştı. Ancak bu sadece bir başlangıçtı.

 

Snowden’ın sızdırdığı belgelerin ilki 5 Haziran’da İngiliz The Guardian gazetesinde yayınlandı. İlk belgeyle beraber, NSA’in ABD’nin telekomünikasyon devlerinden Verizon’ın milyonlarca abonesinin telefonlarını mahkeme izniyle dinlediği anlaşıldı. İki gün sonra The Guardian ve Washington Post, NSA’in PRISM programıyla ABD’nin en büyük teknoloji şirketlerinin sunucularına erişebildiğini açıkladı. Yıllık bütçesi 20 milyon $ olan PRISM programı, Facebook, Yahoo, YouTube, Apple, Microsoft, Google, Paytalk, AOL ve Skype kullananların e-maillerinin takip edilmesini, sanal sohbet odalarının, saklanan dosyaların, paylaşılan videoların, fotoğrafların hatta videolu konuşmalarla transfer edilen dosyaların dahi izlenmesini sağlıyor. Kurumsal Partner Erişim Projesi, teknoloji şirketlerine veri erişimi için her yıl milyon dolarlar ödüyor. Belgelere göre, toplanan bu bilgiler istihbarat raporlarının yedide birini oluşturuyor ve ABD Başkanı’na verilen günlük brifinglerde kullanılıyor.

 

Bir belgeye göre, NSA direkt Obama’nın emriyle Çin, Rusya gibi denizaşırı potansiyel hedeflerin bilgi sistemlerine siber saldırılar düzenliyor. Bir başka belgeye göre, Boundless Informant adlı program gerçek zamanlı küresel izleme yapıyor; hedefinde ABD vatandaşları da var, Ürdün, Pakistan, Mısır gibi onlarca ülke de. Dahası NSA sokaktaki Çinli, Suudi Arabistanlı, Brezilyalı veya Alman’ın telefonundaki SMS’leri bile izliyor, El Salvador, Panama, Nikaragua’daki telefonları bile dinliyor.

 

Belgelere göre, NSA, İngiliz İstihbaratı ile işbirliği yapmış. Birlikte 2009 G20 Zirvesi’nde yabancı diplomatları dinlemişler. NSA sadece Almanya, Brezilya ya da Meksika gibi 35 ülkenin devlet başkanını dinlemekle kalmamış; AB’nin, BM’nin ofislerinde elektronik izleme ve böcek yerleştirme faaliyetlerinde bulunmuş, Fransa, İtalya, Yunanistan, Meksika, Güney Kore, Hindistan ve Türkiye elçiliklerinde izleme yürütmüş. NSA ayrıca Katar merkezli El Cezire’nin dahili iletişim ağına da sızmış.

 

Sızan belgelere göre, NSA’in sadece ‘Beş Göz’ ittifakı üyelerine karşı casusluk saldırısı yapması yasak. Örneğin ABD, Asya’yı dinlemek için Avustralya’nın diplomatik temsilciliklerini üs olarak kullanıyor. ‘Beş Göz’, İngilizce konuşan beş ülkenin (ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda) dahil olduğu istihbarat işbirliği anlaşmasının taraflarını temsil ediyor.

 

NSA’in ifşa olan bir diğer programı, onlarca ülkedeki ABD ve müttefiklerinin askeri, diplomatik vb tesislerindeki yüzlerce sunucuya bağlanan XKeyscore. XKeyscore’un FORNSAT bölümü yabancı uydulara da bağlanabiliyor. Alman İstihbarat Servisi BND de XKeyscore’un veri toplama ağına katkıda bulunuyor.

 

NSA’in tüm izleme faaliyetleri, Federal Dış İstihbarat İzleme Mahkemesi (FISA Court) kararlarına dayandırılıyor ve bu sayede herhangi bir izne gereksinim duyulmuyor. Aslında tüm izlemelerin ABD vatandaşı olmayanları hedef alması gerekiyor. İzlemeye takılan ABD’lilere ilişkin verilerin nasıl saklanacağı, ne kadar süre elde tutulacağına dair kurallar var. 11 Eylül sonrasında fazlasıyla normal hale gelen ABD’deki yabancı düşmanlığı bu belgelerle teşhir ediliyor ancak bu aşırı korumacılıktan ABD vatandaşları da nasibini alıyor. İzlemeye yabancı bir iş kontağı, yabancı bir okul arkadaş veya internette takip ettikleri bir yabancı yüzünden takılabiliyor ve bir daha yakalarını kurtaramıyorlar, tabi bundan neredeyse hiçbir zaman haberleri olmuyor.

 

Bir diğer belgeye göre, NSA, PRISM programıyla servis sağlayıcıların sunucularına bağlandığı gibi, UPSTREAM programıyla fiberoptik kablolara bağlanarak küresel internet ve telefon hatlarına erişiyor. GCHQ da NSA’den eksik kalmıyor ve TEMPURA adlı bir programla İngiltere için aynı faaliyette bulunuyor. NSA’in Özel Kaynak Operasyonları (SSO) bölümü tarafından yürütülen Evil Olive gibi programlar milyarlarca online kişisel veriye ulaşabiliyor. Örneğin tek bir program, Shell Trumpet yalnız 2012 yılının Aralık ayında 1 trilyon metadata kaydı toplamış. Veya bir başka program Transient Thurible, GCHQ’nun topladığı verileri NSA sistemlerine gönderiyor. Fransız İstihbaratı DGSE de telefon ve internet trafiği izleyip kaydederek yıllardır ABD’ye istihbarat beslemesi yapıyor. Bir başka NSA belgesi ise, NSA ile İsrail Sinyal İstihbaratı Ulusal Birimi, bir diğer adıyla Unit 8200 (ISNU) arasındaki bilgi paylaşım anlaşmasını ortaya koyuyor. Buna göre, NSA ABD vatandaşlarına ait veriler dâhil tüm bilgiyi İsrail’le paylaşıyor.

 

Yukarıdakiler sızan bilgilerin yüzde biri bile değil. Greenwald’a göre, yayınlanan belgeler de ellerinde yayınlanmayı bekleyen belgelerin yüzde biri bile değil. Ürkütücü bir tablo. Ve bunlar sadece NSA’in kirli çamaşırları; ABD’de , yine bir NSA belgesine göre yıllık bütçeleri toplamda 52 milyar $’ın aşan 16 ayrı istihbarat ajansı var. Tabi bunun diğer ülkelerde de bir karşılığı var. İsrail’i, Almanya’sı, Rusya’sı, İran’ı, Çin’i var, var da var. ABD elini bunca pisliğe bulaştırırken diğerlerinin hiçbir şey yapmadan oturduğunu düşünmek mümkün değil.


NSA Belgeleri, ne NSA’e dair ne de ABD’nin korkunç istihbarat faaliyetlerine dair ilk skandal değil, ancak 1971’de ABD’nin Vietnam Savaşı’yla ilgili çok gizli Pentagon Belgeleri’ni sızdırmış olan eski askeri analist Daniel Ellsberg’e göre en büyüğü. Hacmi yaklaşık olarak Chelsea Manning’in Wikileaks’e sızdırdığı diplomatik belgeler kadar; ancak etkisinin ne kadar olacağı zamanla ortaya çıkacak. Örneğin Wikileaks’in yaydığı Zeynel el Abidin bin Ali ve ailesiyle ilgili yozlaşma delilleri Yasemin Devrimi’nde önemli rol oynamıştı, acaba NSA Skandalı kimi devirecek?

 

Greenwald’a göre ifşaatlar, Obama’nın imajı ve gerçeği arasındaki farkı gösteriyor. Greenwald şöyle diyor: “Bir hikâye yayınladığınızda ertesi gün büyük bir binanın çöktüğünü görmezsiniz. Değişim böyle olmaz. İnsanların düşüncelerini etkilersiniz ve her şey yavaş yavaş değişir.”


Wikileaks dünyada nasıl bir hareketlenme yaptıysa NSA Skandalı’yla da benzer bir hareketlenme planlandığı bir gerçek. Ancak bu hareketlenmenin sonucu daha mı iyi olacak, daha mı kötü, orası muallâk. Obama’yı savunacak değiliz. Sonuçta o, Amerikan askerilerini çekmeyi planladığı Orta Doğu topraklarını, İnsansız Hava Aracı programıyla yaşanılmaz tutmaya devam eden biri; sadece daha az Amerikan askerinin ölmesini sağlayan bir ‘inovasyon’cu. NSA’in PRISM programını, 2007’de Bush uygulamaya koymuş, o da devam ettirmiş. Esasen sorulması gereken, casusluğun olmadığı bir dünya mümkün mü? Ya da diğerleri casuslukla bilgi toplamaya devam ederken bir ülkenin istihbaratına yatırım yapmamasına, ‘Bu oyun çok pis, biz oynamayalım’ demesine imkân var mı? Veya tüm bu suçlamalarla Demokratların oy oranı düşünce, ilk seçimde iktidara gelecek Cumhuriyetçiler’in bundan farklı olacağını düşündürecek ne var? Yahut bu gerçekler varken, Türkiye’de bir grup liberalin veya bir cemaatin, “ABD’le aramız açılıyor. Amerikalılar MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la çalışmak istemiyor. Hükümet hata yapıyor ve hatasında direniyor,” tarzı baskılarına hangi gözle bakılabilir?


NSA’de 40 yıl görev yapmış olan William Binney, ‘NSA bunu hep yapıyordu. Bu ilk değil,” diyor. Aslında, böyle gelmiş, böyle gidiyor. Giderek daha fazla dijitalleşen dünya, yalnızca casusluğun daha kolay yapılmasına ve avantajın teknolojiyi elinde tutanların tarafına kaymasına olanak sağlıyor. İşin trajik tarafı, Wikileaks, oluşturduğu ‘yeni ve özgür dünya’ imajıyla, tüm dünyayı teknolojiye daha fazla yönlendirdi ve tüm insanların daha fazla izlenebilir olmasını sağladı. Acaba NSA Skandalı şu anda bizi nereye çekiyor?

 

Kaynak: http://haber.stargazete.com/acikgorus/yeni-eski-dunya/haber-816433#sthash.o2nOYb51.dpuf